Ekim 17, 2008

ebeveyn faciasi

"cocugum neden kendini jiletliyor", "neden eroinman oldu", "neden oyle", "ama neden boyle" diye saskinliklar icinde soran ebeveynleri kendi arkadaslarimizin hatta bizzat kendimizin anasi babasi olarak taniyoruz. cocuklarin o hale gelmesinde dogustan hayvan olmalarinin, hayvan evladi arkadaslarinin, kenan evren denen seyin etkisi oldugu kadar ebeveynlerin tercihlerinin de etkisi var elbette. yarin bir gun lazim olursa elimde cuvaldizla zagar gibi dolanmayayim diye buraya toparlayacagim ebeveyn facialarini. siz de bakip faydalanabilirsiniz tabii -dukkan sizin neticede...

durmadan iskembeden calismayayim diye bilimsel sonuclardan derlenmis bir olasi hatayla baslayayim istedim: bebekler uzgun ve mutlu muzikler arasindaki farki ayirdedebiliyorlarmis!
(iste kaynak) sasirtici degil bence, ama arastirilip gosterilmesi guzel.

bu gercege dayanarak bebeciklerimize depresif ibne ingiliz muzigi dinletip jiletci yapmak ile butun gun parti ortami yaratip tam bir yavsaga cevirmek arasindaki tercih siz degerli ebeveynlerin.

Eylül 22, 2008

aminoglu esteban

gecenlerde bir yerde okudum ama asli astari olup olmadigina bakmadim hic: bir hayvan kendisine "senin annen bakire degil" diyen bir baska hayvani oldurmus. yillar evvel birisi de pazarda 'eminem' tisortu yuzunden bicaklanmisti -annesinin adiymis emine. anasininkini tersten gormuslugu olan canlilar aleminde yasiyor olmak bize hicbir sey kazandirmiyor belli ki. oysa hepimiz aminogluyuz, hepimiz estebaniz...

sen kalede hacli bayragi gorunce deliren sey; sen de istisna degilsin.

Eylül 17, 2008

naber?

tozlanmis burasi be? pufff diye iyi bir ufleyip oyle baslayayim...

gorusmeyeli iyiyim ben. hayatin alismadigim yeri kalmasin diye ugrasiyorum iste. arada bir "yaslaniyor muyum acaba" diye bir heyecanlaniyorum ama endiselenecek bir sey yok, henuz.

gorusmeyeli cok calistim, cok calisiyorum, gorunurde de pek bos vakit yok. gorusmeyeli isimden tiksindigim zamanlar da isime hayran oldugum zamanlar da oldu epeyce. zaten bu bilimsel islerde bir borderline hali olduguna iyice kani oldum artik. gorusmeyeli hirsini icindeki pazarlikta ucuza kapatmis insanlardan bir kez daha tiksindim de yetsin artik amina koyayim. bu ne be? her sene bir yasima daha mi girecegim sizin yuzunuzden?

ne diyordum; gorusmeyeli iki kere tatil yaptim. gerci birisi tatilden cok amelelikle gecti ama olsun. dunya'nin en cok yalan soyleyebilen insanlariyla hasir nesir oldum amelelik doneminde. discovery channel gibilerdi yeminle. bence iyi bir dinde emlakci ve marangoz kurban etmenin yeri olmali.

gorusmeyeli sonbahar geldi, o guzel iste. bu sayede yazin calismaktan kurtulduk. simdi kis goz acaip kapayincaya kadar gecer: once saatler olmasi gerektigi yere geri gelecek, sonra yilbasi, sonra subat'ta hava artik daha mi gec karariyor ne derken bir gorecegiz ki mayis olmus. yeniden tatil diye kasinmaya baslayacagiz sonra.

insan kendi capindayken zamanin nasil gectigini anlamiyor. etrafta cocuk sahibi arkadaslarimiz da olmasa zaman bizi asla dumura ugratamayacak da bir bakiyorsun daha ekmek kadarken gordugun cocuk ayaklanmis yuruyor, bir daha gordugunde sana laf yetistiriyor, bir daha gordugunde ilk manitasini yapmis bile olabiliyor bacak kadar boyuna bakmadan. e ben bomba gibi giderken sen bu hizla buyudugun icin ben de mecburen yaslaniyorum evladim? bi durulun bakalim.

gorusmeyeli turkiye'den umidi kestim ben artik biliyor musun? ceteniz de derneginiz de sizin olsun, tepe tepe kullanin. adam diye basinizin uzerinde tuttugunuz kepazelere sesiniz cikmasin hic onun yerine birbirinizi yiyin. birbirinize yasam alani da tanimayin hic, zerre kadar saygi da duymayin. ulkelerin de insanlar gibi cocukluk, genclik ve yaslilik donemleri varsa eger, turkiye ya zihinsel ozurlu bir cocuk ya da coktan bunamis bir ihtiyardir herhalde. birisi anlatsa ya nasil olup da ulkenin tumunun koca bir stadyuma dolusmus holiganlar gibi davranabildigini?

gorusmeyeli cok olmus, naber?

Aralık 21, 2007

hep yavas bir hayat hayali kurarim. hizdan, cok hizli gecen gunlerden, sonunun nasil geldigini anlamadigim haftalardan, "aa bu da bitiverdi lan" yillardan hoslanmam, sanki sadece kendime kadar hazirladigim bir seye birisi salca olmus gibi -evet bencilimdir de. demem o ki hayattaki yavaslik talebim tembellikten degil hayatin insanin sindirebileceginden daha hizli akmamasina gerektigine olan inancimdandir.

bir tarafta kendini birden bire yaslanmis halde bulan ve hayattan kazik yemis hissiyle dolu huysuz bir ihtiyar olmak var; diger tarafta kicinin beyazlayan killarindan misina yapip lufer avlayan adam olmak. ben aklim erdiginden beridir ikincisi olmaya calisiyorum, so far so good...

Kasım 26, 2007

sehir kokulari

her rakiperver gectigi yollarin etrafinda raki tuketilen yerlerin kokusunu ister istemez alir. ilk akla gelen yerler olan meyhaneler belirgin kokulariyla ayni zamanda ilk farkedilen yerler oluyorlar. ha keza pasabahce'den gecerken ya da tekirdag sinirinda raki kokusunu almamak da imkansizdir. denizli'nin bir koyunde dedemin anason ektigi bir takim tarlalar vardi; onlarin da ziyadesiyle belirgin bir kokusu oldugu kalmis aklimda.

sehir kokularindan bahsederken sokaklardaki raki kokusu bahsi biraz garip gelebilir. oysa bencileyin tasra gecmisi olan insanlar icin sokakta raki kokusu duymak ancak sehre mahsus bir ozelliktir cunku bir sehri bir koyden ayiran seylerin basinda lokantalar, meyhaneler gelir -cogul ekleri vurgulu okunaraktan.

raki kokusuyla musemma sehirleri hepimiz biliyoruz diyelim; ya da cogumuzun bildigi sehirlerde raki kokusu olur. rakinin olmadigi ecnebi sehirleri raki kokmuyorlar elbette bir sekilde, herhangi bir tur meyhaneleri olanlarin kendine has kokulari oluyor. iste biraz kizartma yagi kokusu, az biraz et ve turevi, eksimis alkol kokusu, bazen curuk meyve kokusu, ana sokaklardan uzaklastikca artan bir sidik kokusu hemen hemen tum sehirlerde var.

ben cok iyi koku alirim. saka yapmiyorum, adeta kopek gibi bir burnum vardir. sigarayi biraktigimdan beridir hele iyice hassas burnum. koku izi surebilirim, kokulari aklimda tutabilirim, insanlar ve kokulari kadar, evlerin kokulari ve sehirlerin kokulari da aklimda kalir. oysa kokular konusunda ne kadar iddiali olursam olayim her zaman yapamadigim bir sey var: insandan, evden, sehirden hareketle kokularini hatirlarim ama bir kokudan hareketle insan, ev, sehir hatirlamak cok nadir oluyor. bunun nedeni saniyorum hafizamizdaki koku formunda bosluklar birakmak. eh, her koku da hatirlamak istenecek turden olmuyor malum. ote yandan kokuya tahammul ile sevgi arasinda bir iliski oldugu da muhakkak.

bir sehri seviyor olmak onda sevdigimiz kokularin cok olmasiyla mi alakali yoksa onu tum kokularina ragmen mi seviyoruz? ben ilk olasiliktan emin degilim; herhalde ancak turistlik yaptigimiz bir sehirde olur bu. bence insan sevdigi sehri tum kokularina ragmen sever. kopru altlari bir sehrin koku ve baska killi bir takim benzerlikler itibariyla sehirlerin koltuk altlaridir. simdi deneyelim bakalim: cok sevdiginiz sehrin birkac koprusunun altina gidip sehrinizin koltuk altlarini bir koklayin. hala o sehri seviyorsaniz ne ala, gidip en sevdiginiz meyhanesinde sevgili sehrinizle kadeh tokusturun. koku sevginizi silip supurduyse de saglik olsun; illa keyiften icilmiyor bu, biraz da dertten icin.

Ekim 11, 2007

de bok is los

yok, "adam sicti" manasinda degil, "yilin sevdiginiz zamani geldi, herfstbok piyasaya cikti" manasinda. yazin soguk ve hafif ickilerinden sonra artik sert ickilere donme zamanin geldigine delalet herfstbok benim icin. kendisi surup gibi ama bir beyaz bira gibi hafif degil elbette.
artik gecen yildan bir sekilde yirtmis single maltlarin tozunu alma, muzik arsivinin budakli kisimlarina bakma zamani. rengine kurban oldugum herfstbok erken kararan havaya da yapraktan rengi donmus caddelere de yakisiyor.
"e usta hani raki yaziyordun sen, bira nerden cikti" diyorsundur. dersin sen, dil pabuc gibi masallah. bu mevsimde rakiyi lufer kiyisindakilere sor sen simdilik, onumuzdeki ay, yani bir tasinma macerasindan daha sonra anlatirim sana lufersiz mevsimde raki icmenin inceliklerini.

Temmuz 05, 2007

yol cd'si

yillardir turkiye tatillerinden evvel yol cd'leri hazirlarim, hanimimla memleketin muhtelif yerlerine dogru seyrederken dinleyelim diye. yol cd'lerini de tatil askiyla icerken hazirladigim icin genellikle iyi baslar ama sonlara dogru sicar liste. hatta bir tanesinde artik nasil icmissem araya shakira kacmisligi bile vardi bir kere, oyle bir sicmaktan bahsediyorum. tatilden donunce de cd'nin uzerine "aman da soyle bir tatil olmustu da ne guzeldi" gibi bir sey yazilip kaldirilirdi. zaten cd piril piril geri donuyordu: bizim vesaitlerin cd calari olmadigi ve ben de bir turlu kaset adaptoru almayi beceremedigim icin bir musait yerde onu kasete aktarip cdyi cantaya geri kaldiriyordum. sonra o kaset ordan buraya tasiniyor haliyle; onu dinleyerek, neseli neseli bir yerlere dogru gidiyoruz.

bu sene hazirlamadim. birincisi asagida duran ayi kardes izin vermedi pek. ikinci ve daha onemli olani ise artik bir kaset adaptoru aldim. alinca da muzigin icinden 'ayiklayip' ondan bir liste olusturmak ve onu dinlemek geregi kalmadi teknik olarak. takicaz elektronik aletlerimizi shuffle shuffle gidecek muzik, ya da belki bir liste, bir album havaya gore. bu isten hosnut olmadim pek. cunku yol cdsi yaparken ictigim rakilarin tadi bir baskadir. insan tatilde raki icerken baska, tatile kosarken baska turlu bir tat alir nitekim rakisindan. bak simdi deniyorum bir kadeh, hakikaten baskaymis, ohh!

yol cd'si hazirlama surecinden kurtulan diger rakilara duyuru: bekleyin geliyorum!