Şubat 11, 2018

tilki

cocukken bir kere tilki gormustum sehrin dis mahallerinden birinin oralarda. hayatimda ilk kez tilki goruyordum ve gordugumun tilki oldugunu da haliyle anlamamistim. kopek sandim. bu gorusmeden yaklasik birkac hafta once irice bir kopekle hic de yakisik almayan bir macera yasadigim icin tilkiden biraz korkmustum. insan cocukken liberal sekilde olur olmaz her seyden korkabiliyor, ve niyeyse, korkmasi gereken seyylerden de korkmuyor! bu da benzer bir durumdu: o yasta oralarda dolanmaya korkmuyordum da tilkiden korkmak mi aklima geldi yani allasen?

henuz kucuk prensí okumamistim ve o yuzden tilkilerle nasil konusulabileceginden haberim yoktu. o yuzden tilkiyle sadece bakistik. sonra tilki o koca kuyrugunu savirarak dondu ve gitti. ben de bu garip kopegin arkasindan biraz merakli, ama epey de korkmus halde baktim biraz. gittigi icin sevinmistim acikcasi beni korkutan bu garip kizil kopek.

sonra evde bunu anlatinca annemden azar isittim cunku taa oralarda ne isim vardi, ve babam da bu gordugumun tilki oldugunu soyledi. hemen o anda sokaga cikip bunu butun arkadaslarima anlatmak istedim. sokakta gercek bir tilki gormus tek cocuk ben olduguma gore boyle bir seye hemen su anda ve elbette yerden goge kadar hakkim vardi. bu hakkimi annemle babama anlatamadim; buyukler kendi baslarina hicbir sey anlayamiyor...

ertesi sabah kosa kosa disari cikip tilkinin kizil rengini, guzel burnunu, bizim sokaktaki kopeklere hic benzemeyen kulaklarini ve o muhtesem kuyrugunu butun herkese tek tek anlattim. kimseye de korktugumdan hic bahsetmedim cunku bir kasif oyle her seyden korkmaz, bir tilkiden hele hic korkmaz! "madem oyle" dedi nihat, "bir de birlikte gidelim de bize de goster su tilkiyi".

ha hayt! nihat biraz kiskandin mi yoksa?

hep beraber dustuk yola, o sehrin en dis mahallesine dogru. yaz gelince kurumus derenin uzerindeki koprunun altindan da gecip tilkiyi en son gordugum yere dogru giderken herkesin cebine dere yatagindaki cakil taslarindan doldurdugunu gordum. cunku ya bize saldirirsaymis! cocuklar nasil bu kadar gaddar olabiliyorlar aklim almiyor!

tilki orada yoktu. biraz daha gidip sehrin artik disinda bize kizip kufrederek geri gonderen bekci olmasa daha da giderdik belki. asik suratlarla geri donerken yolda nihat tabii ki tilki falan olmadigini ve benim de korkak bir yalanci oldugumu soylemeye baslamisti bile. "nihat buyuyunce tam bir aptal olacak" diye dusundum. herkes nihat'a inanmasaydi ama keske...

ertesi gun yine gittim oraya. yaz tatili iste boyle bir sey; istersem yarin ve sonraki gunve daha sonraki gun de gidebilirdim, ve gidecektim de! tilkiyi yiyecek bir seyler vererek kandirip sokaga kadar goturmek niyetindeydim. cebimde evden yuruttugum iki tane kofteyle gittigim o kadar yolun ardindan tilkiyi goremedim. calilarin arasinda kirmizi kuyrugu sandigim sey bir hortum parcasi, sivri kulaklari sandigim seyler de kurumus yapraklar ciktilar. yarin da gelip daha uzun bekleyecektim. kofteleri oraya birakip geri dondum.

ertesi gun oraya gittigimde kofteler yerinde yoktu, demek ki gelmisti o kurnaz kizil ben gidince. oturdum bekledim. beklerken yere bir takim hayvanlar ciziktiriyordum; yilan, fil, koyun... bir turlu dogru duzgun koyun cizemedigim icin bozup bozup yeniden yaparken o kuyrugunu gordum, sonra kulaklarini ve o uzun burnuyla da uzattigim parmaklarimi kokladi, bakistik. bu kez korkmuyorum. ben elimi biraz daha uzatip basini sevmeye calisirken o geri cekildi. o zaman farkettim korktugunu. yavas yavas yeniden yaklasti ve evet kulaklari yumusacikti. sonra kosarak gitti, giderken de her birkac adimda bir durup geri bakiyordu.

bunu birkac gun daha tekrarladik. ben evden yiycegini dusundugum ne varsa cebime doldurup getirdim, o da her gun gelip benimle biraz vakit gecirdi. galiba dunyadaki -en azindan benimkinde- ilk kisi bendim bir tilki dostu olan. tilkiye sokaktakilerden bahsettim, ne kadar aptal olduklarini, bana inanmadiklarini ve zaten cok da vahsi oldujlarini, taslarla dolu cepleriyle buraya geldiklerini.

taslardan bahsedince hemen irkildi tilki. o an beni anladigini dusundum ama hepimiz biliyoruz ki hayvanlar konusamazlar. olsun ben yine de anlatmaya devam ettim. anlattikca anlattim, saatlerce. gunes sicak ege yazinda iyice yukselmisti.

ben anlattim, tilki dinledi. ben anlattim, tilki konustu. TILKI KONUSTU! bana ailesinden, ormandaki ciceklerden, gullerden, yilanlardan fillerden ve tanistigi bir uzaylidan bahsetti. UZAYLIDAN! onunla uzun uzun konusmuslarmis da, uzayli aslinda bir prensmis de, bilmem ne. "tilki konustukca sacmaliyor" diye dusundum cunku uzayli diye bir sey yoktur. bunu herkes bilir.

uyandigimda tilki yani basimdaydi. ona uykumda kendisini konusurken gorudugumu soyleyince guldu tilki. TILKI GULDU! bana bu gorduklerimin ruya olmadigini, uzaylilarin gercek oldugunu ve yine gelirsem bana hikayenin gerisini anlatacagini soyledi.

"yarin ne zaman geleyim?"

"ayni saatte gelmen daha iyi olur. ornegin sen ogleden sonra dortte geleceksen, ben saat ucte mutlu olmaya baslarim. mutlulugum her dakika artar. saat dortte artik sevincten be meraktan deli gibi olurum..."

"tamam" dedim, "yarin saat dortte gelirim"

ben hayatimda ilk kez o gece heyecandan uyuyamadim. ertesi gun saat dorde kadar kafamda hep tilki ve uzayli arkadasi vardi. saatleri ve dakikalari sayarak gecti butun vaktim. sadece tilki degil ben de saat derde yaklasirken sevincten ve meraktan deli gibi olmustum.

vuslat beklemeyi o zaman ogrendim. gunu ve saati belli kavusmalara yaklastikca mutlu olur, vakit geldiginde ise sevincten ve meraktan deliye donerim.

rakiyi da beklerken iciyorum. beklerken raki icilir cunku.

Ağustos 10, 2011

"gunler giderek daha mi hizli geciyor" diye soracak olursaniz cevabini asagidaki grafikle vermek isterim. bir gunun hayatimizin ne kadar hacmini doldurdugunu yasimizla alakali sekilde kabaca gosteriyor grafik.



40'tan sonra yokus asagi...

Temmuz 21, 2010

Mayıs 17, 2010

he rocked




















14 yasinda ilk Dio albumu Cankaya'da bir kasetciden aldigimda dinledigim sey o kadar hosuma gitti ki saniyorum 2 hafta walkman'in icinden cikar(a)madim o kaseti. Muhtemelen hala tum Dream Evil albumunu ezbere biliyorumdur. Ondan sonra tum Dio kulliyati, Rainbow derken bugun hala heavy metal deyince aklima once Ronnie amcanin sesi geliyor.

Ronnie James Dio da birlikte raki icmemiz gereken insanlardan biridir. Bunu yapabilme sansimiz onun sagliginda yoktu ama artik var: Haftasonu koyariz rakimizi ve hep birlikte all the fools sailed away soyleriz, olur.

Ronnie James Dio, 1942-2010, he rocked.

Nisan 18, 2010

yeni evde hala raki icmemis olmamiz biraz acayip hakikaten. tasindigimizdan beri madde sayisi bazen azalan bazen de artan bir yapilacaklar listesiyle yasiyoruz. listeye ek yapiyorum: o raki icilecek!

Etiketler:

Nisan 12, 2010

ben eskiden

ben eskiden burada da iyi kotu bir seyler yazardim. niye artik yazmiyorum?

Etiketler:

Ekim 17, 2008

ebeveyn faciasi

"cocugum neden kendini jiletliyor", "neden eroinman oldu", "neden oyle", "ama neden boyle" diye saskinliklar icinde soran ebeveynleri kendi arkadaslarimizin hatta bizzat kendimizin anasi babasi olarak taniyoruz. cocuklarin o hale gelmesinde dogustan hayvan olmalarinin, hayvan evladi arkadaslarinin, kenan evren denen seyin etkisi oldugu kadar ebeveynlerin tercihlerinin de etkisi var elbette. yarin bir gun lazim olursa elimde cuvaldizla zagar gibi dolanmayayim diye buraya toparlayacagim ebeveyn facialarini. siz de bakip faydalanabilirsiniz tabii -dukkan sizin neticede...

durmadan iskembeden calismayayim diye bilimsel sonuclardan derlenmis bir olasi hatayla baslayayim istedim: bebekler uzgun ve mutlu muzikler arasindaki farki ayirdedebiliyorlarmis!
(iste kaynak) sasirtici degil bence, ama arastirilip gosterilmesi guzel.

bu gercege dayanarak bebeciklerimize depresif ibne ingiliz muzigi dinletip jiletci yapmak ile butun gun parti ortami yaratip tam bir yavsaga cevirmek arasindaki tercih siz degerli ebeveynlerin.